ben tek,siz hepiniz...!
ya herşeyim,ya hiçim...
22 Mayıs 2012 Salı
21 Nisan 2012 Cumartesi
TUTKU
Şu sıralar iş görüşmelerine gitmekteyim. İş yerimin kapanması sonucu yeni bir iş arıyorum. Detaya lüzum yok.Yine iş görüşmeleri maratonu başladı açıkçası benim için ve değişmeyen o yıllanmış sorularla muhatap durumdayım:
"Bundan beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?"
"10 yıl sonrası için hedefiniz?"... bıdı bıdı bıdı...
Klasikleşmiş insan kaynakları sorusu ve bu sorular ile ilgili o kadar genel cevaplar ezberleyebilirsiniz ve karşınızdakine söyleyebilirsiniz ki o bu cevabı kabul edecektir. Nereden mi biliyorum en son bir tanesi ile bu konuda tartıştım da ondan. Bu beylik sorular gerçekten işe giriş sürecimde etkili olacak mı,çünkü çok klasikleşmiş İK soruları bunlar dedim. 5 saniye kadar devreleri yandığı için kalakaldı sonra "evet yanıtınız?" diye de ısrarcı oldu. Klasikleşmiş cevaplardan bir tanesini verdim,tabi ki bu kadar ukala birini beklemedikleri,daha yönetilmesi kolay birini istedikleri için haliyle işi alamadım. İş yaşantısında yaratıcılık nerede başlıyor, nerede bitiyor? Herhangi bir iş görüşmesinde bana yaratıcılık kokan sorular sorabilen İK çalışanları olmasını dilerdim,o işi alamasam da bana belki yeni bir ufuk açabilirlerdi.
Yazının aslında konusu iş görüşmelerim değil. Tutkularım olacaktı. Aslında bunu yukarıdaki paragrafa şöyle bağlamak istiyorum. Herhangi bir iş görüşmem de bana:
"Tutkularınız nelerdir?" gibilerinden bir soru sorulmasını isteyebilirdim.Açıkcası o görüşme göz yaşlarım arasında son bulabilirdi,çünkü bu sabaha kadar bu konuyu hiç düşünmediğimi fark ettim. Bu farkındalığı da "Man on Wire" isminde bir belgesel yarattı.
Bu belgeselin konusu kısaca şöyle:7 Ağustos 1974 tarihinde New York'da ki ikiz kuleler arasına tel gererek,iki kule arasında yürüyen Fransız Philippe Petit'in bu işi nasıl başardığını anlatıyor. Hazırlık aşaması,ikiz kulelere nasıl girdiği,daha önce hangi yapıların arasına tel gerip aralarında yürüdüğü gibi konuları işleyen bir belgesel. Belgeselde Philippe Petit'in bu işi neden yaptığını düşünürken kendisi adeta düşünceme yanıt verdi: "Telde yürümek benim tutkum...". Bu Fransızın tutkusu telde yürümek. Peki benim ki ne?
Düşünmeye başladım,bir İK elemanının sormasını beklemeden düşünmeye başladım. Benim tutkum ne?
Fotoğraf çekiyorum,ama bu benim tutkum mu,yoksa hobim mi,hobiden tutku olur mu?
Yemek yapmayı seviyorum,yemek yapmak tutku mu,yoksa bu da mı hobi?
Müzik dinlemeyi,tiyatroya gitmeyi,film izlemeyi seviyorum,bunlar da tutkum olabilir mi,yoksa bunlarda hobilerim mi?
Bir öz geçmiş doldururken ben bunlardan hobi olarak bahsediyorum,sahi öz geçmişlerde bir de "Tutkularım" diye bir kısım olmalı bence... Hobi olarak bahsettiğim şeyler tutkularım olabilir mi? Sanmıyorum!
Türk dil kurumunun sitesinde güncel Türkçe sözlük içinde "tutku" aşağıdaki şekilde tanımlanmış:
1. İrade ve yargıları aşan güçlü bir coşku, ihtiras
2. Güçlü istek ve eğilimin yöneldiği amaç
3. Aşırı düşkünlük
Yukarıda saydıklarım gerçekten benim hobim,boş zaman değerlendirme araçlarım.Tutkularım değiller.Peki tutkularım neler? Veya insanların tutkuları neler? Sevişmek olabilir mi? Her sevişme tutkulu olabilir mi,sıradan sevişmeler yok mu? Annenin çocuğuna olan tutkusu,tutku mu, sevgi mi? Anne çocuğunu ihtirasla,aşırı düşkünlükle severse tutkulu oluyor,normal severse sadece sevmiş mi oluyor? Galiba öyle,tutku geçici bir hal gibi,aşırı düşkünlük,güçlü istek sürekli gösterilemeyeceğine göre...
Eğer bu düşüncede doğru ise fanatiklerin takımlarına karşı gösterdikleri sevgi artık sevgi olmaktan çıkıp tutku mertebesinde değil mi,hayatlarında büyük bir yer kaplayıp,takımlarının hep şampiyon olmasını istemiyorlar mı,gerektiğinde kavgaya karışıp yaralanmıyorlar mı? Evet fanatikler tutkulular...
Sürekli tutkululuk hali bir çeşit fanatiklik demek ki,bazende gelip geçici bir ruh hali: Sevgililerin cicim aylarında ki ruh halleri gibi,annenin çocuğunu ilk doğurduğu zaman ki ruh hali gibi,ilk öpüşmeler,ilk sevişmeler gibi...Peki benim tutkularım?...
Hala düşünüyorum,bunca zaman hiç ilgimi çekmemesi ilginç... Philippe Petit gibi tel üzerinde yürümek benim tutkum diyemiyorum,net olarak ifade edemiyorum.Her insan gibi gelip geçer tutkular var elbet ama, Petit gibi fanatikler gibi yerleşik bir tutkuya sahip değilim galiba...
Düşünmek veya bilme tutkusu olabilir...Evet bu ikisi olabilir.Benim de aşırı düşkünlüğümün olduğu,ihtirasımın olduğu noktalar bunlar... Tutkularım bunlar ... Bilme tutkusu... Düşünme tutkusu... Tutkularım bunlar...
Ey! İK elemanı soracağın,ki hiç sanmıyorum,bir soruya daha hazırlıklı bu bünye :)
Peki başka?...
11 Eylül 2008 Perşembe
İFTARLIK RUHLAR
Eeee...malum ramazanda geldi....!!!
(not:bu yazıya ramazanda başladım sonunu getirmesi ramazandan sonraya kaldı.)
Veya genel çağırılış şekliyle; "Hoşgeldin ya şehr-i ramazan".... "Hoşbulduk ya şehr-i İstanbul".... Böyle genel bir diyalogları var,ramazanla,İstanbul'un...Birbirleri için yaratılmışlar gibi,birbirine bu kadar yakışan ikili bulmak azdır veya zordur,siz hangisini kabul ederseniz...Ramazan gelecek diye mahyalarıyla süsler bedenini şehr-i İstanbul.Bunun bu güzelliğine karşılıkta bereketini bırakır İstanbul üzerine.Çok güzel bir ikilidirler...
Buna mukabil ramazanı yaşayan insanlarda bir telaş vardır...Ramazan geliyor hazırlıklar yapılmalıdır.Yaşamlar bir aylık bir ayılma orucuna tutulur.11 ay boyunca yaşam unutulur 1 aylık sükunet tüm bedenleri kaplar....sakinlik ve huzur vardır bedenlerde...aşırılık yok sadelik vardır...11 ay boyunca unutulan fakir fukara gözetilir,açlar doyurulur,1 aylık vicdanlar muhasebe edilir...Kimi bu muhasebeyi 11 ay devam eder,kimi Süleyman Demirel gibi "Nerde galmıştık..." diyip kaldığı yerden romanını yazmaya devam eder...Herşeye rağmen güzel zamanlardır Ramazan zamanları...İnsanların açlık karşısındaki değişik ruh hallerini gözlersiniz,asıl eğlencede burdan sonra başlar..............
Kahramanlarımız ramazanın yüzü suyu hürmetine Allah rızası için oruçlarını tutmaktadırlar (tahmin edeceğiniz gibi Ayşe ve Turan kahramanlarımız)...Ancak her oruç insanında gözlenen meşum hadise gözlemlenir...Nedir bunlar:
- Oruç insanı gün içinde sabahları uykuludur,bitkindir.Çünkü Sahura kalkmıştır ve akabinde iş için yollara koyulmuştur.Yatıp Sahura kalkma ve tekrar iş için kalkma sırasında uykusu bozulan Oruç insanında böyle uykulu ve bitkin hal normal karşılanmalıdır...Öğleye doğru kendine ancak gelmeye başlar.Oruç yüzünden kafein alamayan bünye ancak kendine geliyor yapacak birşey yok maalesef.
-Oruç insanı öğleyin bir boşluğa düşer..Vücut genel itibariyle 11 ay boyunca bu saatlerde yeme işlevini gerçekleştirdiği için bünye afallar ve bu saati geniş bir bönlük içinde geçirmeye çalışır...
-Oruç insanı öğleden sonra artık bitkinlik noktasındadır...Vücudundaki şeker seviyesi iyice düştüğü için beyinsel aktivite işlerinden kaçınması gerekmektedir.Çünkü artık odak noktası İftar vaktidir.Sadece iftarda yiyeceği yemeği düşünmektedir.Bu esnada kendisine sunulan çetrefilli işlerden mümkün olduğunca kaçma eğilimindedir...Ama kendisinin suratına yapışmış bulunan o nur gitmediği için bu tür işler hep başına patlar ve zamanın geçmesi için debelenip durur...Amaç iş yapar görünüp,zamanı öldürmektir.
Evet genel itibariyle Oruç insanımızda Ramazan boyunca munis bir hava vardır.Vücuda yerleşmiştir bu hava...Seri katil de olsa,terbiyesiz bir kişilikte olsa Ramazanda bu kişiler munis olduklarından her türlü şeyi yapabilirsiniz,ancak 11 ay boyunca kaçma ihtimalinizin olmasını gözden geçirdikten sonra....Yoksa 11 ay boyunca çekeceğinizi ne ben tahmin edebilirim ne de siz....Adımınızı yorganınıza göre atın (ahanda oruç başa vurdu)...
-Oruç insanı iftara doğru ortamına göre 10 kaplan gücündedir....İftara kadar uzunca bir süre munis idare eden bu tipler,iftara 1-1,5 saat kaldığında çevresindeki kimseyi tanımaz olurlar...Aniden enerji yüklenirler...İftar vakti yiyeceği hurmaları düşünmesinmesinden midir,yemek sonrası götüreceği tatlıların hayalinden midir bilinmez,enerji seviyesi üst seviye yapar...2 saat önce yürüyemez gördükleriniz iftara 1 saat kaldığın da, bir görün Allah aşkına....Kaplan gibidirler....atlarlar zıplarlar,koşarlar ve coşarlar....
-Oruç insanı iftardan sonra kafa çalışır ve munis bir halde köşesinde keyifli keyifli oturu....Artık yüzüne renk gelmiş,hafif bir tebessüm yapışmıştır dudaklarına....İşlem bitti gibilerinden....Çok acaip dalgalanmalardır bir Oruç insanı için İftar vakitleri..1 saat öncesinin kaplanı,2 saat öncesinin kuzusu,şimdinin Nuri Alçosudur o artık....
Pekiiii....Yukarıdaki karekterlerimize nooldu..bunlar bu yazıya ne zaman girecekler,bir Turan-Ayşe fenomeni daha yaşayamayacakmıyız dediğinizi duyar gibiyim...Bekleyin geliyorlar...Eee...malum ki hazırlanmaları lazım...son tekrarlarını yapmaktadırlar...ön girişle seyirciyi biraz ısıtayım dedim....
-Turan:vay bana bir eğlence....amannnn....bıybıybıy....
-Ayşe: Turan ne eğlencesi sabahın 4'ün de...ne saçmalıyorsun hadi kalk Sahura.... (iğrenç bir espri geliyor..Sahura..Japon samurai'larından en ünlüsü...kusura bakmayın)
-Turan: Hah...noluyo (Safım benim Hacivat-Karagöz rüyası görüyodu)...
-Ayşe:Kalk hadi sahura (japon... :)) )....
-Turan: Sahura kim? Yoksa burda başka biri mi var,beni Japonla mı aldatıyorsun Ayşe hem de Ramazan ayında (Bir: yazardan bu kadar etkilenme Turancığım,öykünme bana,iyi birşey değil.İkincisi:Ramazan ayında aldatmasında diğer 11 ay aldatsın öyle mi? Yavrum benim aşığım sana)
-Ayşe:?*?*?*?!???!!!***??!!!!***(Ayşe burada hem Turana hem de gaza getirip böyle iğrenç bir espriye alet ettiği için ben yazar kulunuza en kötüsünden bir bakış fırlatır)
-Turan: Ellerine sağlık hayatım her şey pek güzel gözüküyor ( Vay Turanım bu ne atikliktir bir anda masaya ulaştın,o bakışa bende kendime çeki düzen verdim açıkcası)...
(Not: Aslında bu örneklem direkt iftardan başlamalıydı nasıl oldu da sahurdan başlamış bende anlamadım.Madem burdan başlamış devam edelim)
-Ayşe:Afiyet olsun...Biraz daha ekmek istermisin (Bu Ayşe gibi bir kız bulsam...neyse özele girmeyeyim :) )
-Turan:Yok teşekkür ederim hayatım...Sahurda fazla yemek istemiyorum...Ben doydum gibi (Bu arada göz televizyonda ki sahur programlarına dalar)
-Ara ses (televizyon): Efendim Alkolde Allahın bir nimetidir,sarhoş edecek kadar içilmediği sürece bir sakınca yoktur,hem sirkede,elmada alkol yok mu...Bunalrı yiyince alkol almıyor muyuz?(Ben bunları Zekeriya beyazdan dinledim,en azından sahurda bana öyle geldi)
-Turan:?!???!!??!??!??
-Ayşe:?!???!!??!??!?? (İkiside birbirine bakakaldılar)
-Turan:Bu ne diyo yaw...?
-Ayşe:...
(Hala anlamsız bakmakta)
-Turan: Ayşeeee...?
-Ayşe: (Dönüp Turana bakarak)...Efendim (Sersemlemiş bir ifade ile)
-Turan: İyimisin???
-Ayşe:İ...İ...İyiyim...Turan Allasen,ne diyo bu....?????????
-Turan:Bilmem...!!! Bir şekilde saçmalıyor,sahura yeni kalktığından herhalde...
Bu şaşkınlık ve debelenme içinde Ayşe ve Turan sahuru eda edip,bir oruca daha niyet ederler...Saatler yavaş akmaktadır...Ayşe ve Turanın açlıkları öğle saatlerinde artık başlarına vurmaya başlamıştır....(Konuyu böyle sahurdan alıp iftarın son saatlerine bağlamasıda amma zormuş...)
İftar zamanına dpğru kahramanlarımızda ruh çeşitlenmeleri baş göstermektedir artık....İlk saatler munis yapı artık kendini kaplansı bir edaya bırakmaktadır...Şöyle ki:
İftara 5 saat kala: -Turan: Saffet bey bu rapor böyle olmaz...Ben sizden ürün başı maliyet raporu istedim ama siz bana genel bir maliyet raporu çıkarmışsınız lütfen bunu düzeltip bana gelin(görüldüğü üzere Turan'ı bir an da yönetici konumuna soktum ve bir çalışana bağırttım ama kibarca....)
İftara 3 saat kala:-Turan: Saffetttt BEEEEYYYYYYYY...... Rapor hala hazır değil mi????....1 saat içinde masamda olsun.... (Artık lütfenler felan ortandan kalkmış,direkt buyurur bir eda ile...)
İftara 2 saat kala:-Turan: İyi günler herkese,görüşürüz yarın.... Saffet çekil lan önümden.... ("lan" ...???!!!??? tamam biraz abartmış olabilirim lan'lı manl'lı şekilde ama genel geçer yapı böyle ben napim...)
Son saatlere yaklaşırken genelde oruç tutan kimselerde sabır kalmaz...Bu büyük şehirlere özgü bir şey diye düşünüyorum...Artık oruçlu oruçlu ağıza alınması gerekmeyen ne varsa ağıza alınır ve de dile getirilir....gerek yoktur bence...çünkü oruç bir kendini sınama,nefsine hakim olma ibadedidir...Diline hakim olmadan karşındakine söyleyeceğin bir cümle zaten orucun hikmetini alıp götürürü....O yüzden son saatte olsa 2-3 dakika sonrada orucunu açacak olsan sabır etmeyi göstermelisin.İçinde ki canavara yenik düşmemelisin...Ruhunu dezenfekte ettiğin bu ayda,dezenfekte olmayan bir ruh ile gezmenin manası ve de orucun ehemmiyeti yoktur....O yüzden sabır ve sebat ayına yakışır ruhlar ile salınmalı bu ulvi ayda....
Hepinizin geçmiş Ramazan Bayramı mübarek olmuştur umarım...Sağlıcakla kalmanız dileği ile....
Sevgi ve Nur ile kalın....
(not:bu yazıya ramazanda başladım sonunu getirmesi ramazandan sonraya kaldı.)
Veya genel çağırılış şekliyle; "Hoşgeldin ya şehr-i ramazan".... "Hoşbulduk ya şehr-i İstanbul".... Böyle genel bir diyalogları var,ramazanla,İstanbul'un...Birbirleri için yaratılmışlar gibi,birbirine bu kadar yakışan ikili bulmak azdır veya zordur,siz hangisini kabul ederseniz...Ramazan gelecek diye mahyalarıyla süsler bedenini şehr-i İstanbul.Bunun bu güzelliğine karşılıkta bereketini bırakır İstanbul üzerine.Çok güzel bir ikilidirler...
Buna mukabil ramazanı yaşayan insanlarda bir telaş vardır...Ramazan geliyor hazırlıklar yapılmalıdır.Yaşamlar bir aylık bir ayılma orucuna tutulur.11 ay boyunca yaşam unutulur 1 aylık sükunet tüm bedenleri kaplar....sakinlik ve huzur vardır bedenlerde...aşırılık yok sadelik vardır...11 ay boyunca unutulan fakir fukara gözetilir,açlar doyurulur,1 aylık vicdanlar muhasebe edilir...Kimi bu muhasebeyi 11 ay devam eder,kimi Süleyman Demirel gibi "Nerde galmıştık..." diyip kaldığı yerden romanını yazmaya devam eder...Herşeye rağmen güzel zamanlardır Ramazan zamanları...İnsanların açlık karşısındaki değişik ruh hallerini gözlersiniz,asıl eğlencede burdan sonra başlar..............
Kahramanlarımız ramazanın yüzü suyu hürmetine Allah rızası için oruçlarını tutmaktadırlar (tahmin edeceğiniz gibi Ayşe ve Turan kahramanlarımız)...Ancak her oruç insanında gözlenen meşum hadise gözlemlenir...Nedir bunlar:
- Oruç insanı gün içinde sabahları uykuludur,bitkindir.Çünkü Sahura kalkmıştır ve akabinde iş için yollara koyulmuştur.Yatıp Sahura kalkma ve tekrar iş için kalkma sırasında uykusu bozulan Oruç insanında böyle uykulu ve bitkin hal normal karşılanmalıdır...Öğleye doğru kendine ancak gelmeye başlar.Oruç yüzünden kafein alamayan bünye ancak kendine geliyor yapacak birşey yok maalesef.
-Oruç insanı öğleyin bir boşluğa düşer..Vücut genel itibariyle 11 ay boyunca bu saatlerde yeme işlevini gerçekleştirdiği için bünye afallar ve bu saati geniş bir bönlük içinde geçirmeye çalışır...
-Oruç insanı öğleden sonra artık bitkinlik noktasındadır...Vücudundaki şeker seviyesi iyice düştüğü için beyinsel aktivite işlerinden kaçınması gerekmektedir.Çünkü artık odak noktası İftar vaktidir.Sadece iftarda yiyeceği yemeği düşünmektedir.Bu esnada kendisine sunulan çetrefilli işlerden mümkün olduğunca kaçma eğilimindedir...Ama kendisinin suratına yapışmış bulunan o nur gitmediği için bu tür işler hep başına patlar ve zamanın geçmesi için debelenip durur...Amaç iş yapar görünüp,zamanı öldürmektir.
Evet genel itibariyle Oruç insanımızda Ramazan boyunca munis bir hava vardır.Vücuda yerleşmiştir bu hava...Seri katil de olsa,terbiyesiz bir kişilikte olsa Ramazanda bu kişiler munis olduklarından her türlü şeyi yapabilirsiniz,ancak 11 ay boyunca kaçma ihtimalinizin olmasını gözden geçirdikten sonra....Yoksa 11 ay boyunca çekeceğinizi ne ben tahmin edebilirim ne de siz....Adımınızı yorganınıza göre atın (ahanda oruç başa vurdu)...
-Oruç insanı iftara doğru ortamına göre 10 kaplan gücündedir....İftara kadar uzunca bir süre munis idare eden bu tipler,iftara 1-1,5 saat kaldığında çevresindeki kimseyi tanımaz olurlar...Aniden enerji yüklenirler...İftar vakti yiyeceği hurmaları düşünmesinmesinden midir,yemek sonrası götüreceği tatlıların hayalinden midir bilinmez,enerji seviyesi üst seviye yapar...2 saat önce yürüyemez gördükleriniz iftara 1 saat kaldığın da, bir görün Allah aşkına....Kaplan gibidirler....atlarlar zıplarlar,koşarlar ve coşarlar....
-Oruç insanı iftardan sonra kafa çalışır ve munis bir halde köşesinde keyifli keyifli oturu....Artık yüzüne renk gelmiş,hafif bir tebessüm yapışmıştır dudaklarına....İşlem bitti gibilerinden....Çok acaip dalgalanmalardır bir Oruç insanı için İftar vakitleri..1 saat öncesinin kaplanı,2 saat öncesinin kuzusu,şimdinin Nuri Alçosudur o artık....
Pekiiii....Yukarıdaki karekterlerimize nooldu..bunlar bu yazıya ne zaman girecekler,bir Turan-Ayşe fenomeni daha yaşayamayacakmıyız dediğinizi duyar gibiyim...Bekleyin geliyorlar...Eee...malum ki hazırlanmaları lazım...son tekrarlarını yapmaktadırlar...ön girişle seyirciyi biraz ısıtayım dedim....
-Turan:vay bana bir eğlence....amannnn....bıybıybıy....
-Ayşe: Turan ne eğlencesi sabahın 4'ün de...ne saçmalıyorsun hadi kalk Sahura.... (iğrenç bir espri geliyor..Sahura..Japon samurai'larından en ünlüsü...kusura bakmayın)
-Turan: Hah...noluyo (Safım benim Hacivat-Karagöz rüyası görüyodu)...
-Ayşe:Kalk hadi sahura (japon... :)) )....
-Turan: Sahura kim? Yoksa burda başka biri mi var,beni Japonla mı aldatıyorsun Ayşe hem de Ramazan ayında (Bir: yazardan bu kadar etkilenme Turancığım,öykünme bana,iyi birşey değil.İkincisi:Ramazan ayında aldatmasında diğer 11 ay aldatsın öyle mi? Yavrum benim aşığım sana)
-Ayşe:?*?*?*?!???!!!***??!!!!***(Ayşe burada hem Turana hem de gaza getirip böyle iğrenç bir espriye alet ettiği için ben yazar kulunuza en kötüsünden bir bakış fırlatır)
-Turan: Ellerine sağlık hayatım her şey pek güzel gözüküyor ( Vay Turanım bu ne atikliktir bir anda masaya ulaştın,o bakışa bende kendime çeki düzen verdim açıkcası)...
(Not: Aslında bu örneklem direkt iftardan başlamalıydı nasıl oldu da sahurdan başlamış bende anlamadım.Madem burdan başlamış devam edelim)
-Ayşe:Afiyet olsun...Biraz daha ekmek istermisin (Bu Ayşe gibi bir kız bulsam...neyse özele girmeyeyim :) )
-Turan:Yok teşekkür ederim hayatım...Sahurda fazla yemek istemiyorum...Ben doydum gibi (Bu arada göz televizyonda ki sahur programlarına dalar)
-Ara ses (televizyon): Efendim Alkolde Allahın bir nimetidir,sarhoş edecek kadar içilmediği sürece bir sakınca yoktur,hem sirkede,elmada alkol yok mu...Bunalrı yiyince alkol almıyor muyuz?(Ben bunları Zekeriya beyazdan dinledim,en azından sahurda bana öyle geldi)
-Turan:?!???!!??!??!??
-Ayşe:?!???!!??!??!?? (İkiside birbirine bakakaldılar)
-Turan:Bu ne diyo yaw...?
-Ayşe:...
(Hala anlamsız bakmakta)
-Turan: Ayşeeee...?
-Ayşe: (Dönüp Turana bakarak)...Efendim (Sersemlemiş bir ifade ile)
-Turan: İyimisin???
-Ayşe:İ...İ...İyiyim...Turan Allasen,ne diyo bu....?????????
-Turan:Bilmem...!!! Bir şekilde saçmalıyor,sahura yeni kalktığından herhalde...
Bu şaşkınlık ve debelenme içinde Ayşe ve Turan sahuru eda edip,bir oruca daha niyet ederler...Saatler yavaş akmaktadır...Ayşe ve Turanın açlıkları öğle saatlerinde artık başlarına vurmaya başlamıştır....(Konuyu böyle sahurdan alıp iftarın son saatlerine bağlamasıda amma zormuş...)
İftar zamanına dpğru kahramanlarımızda ruh çeşitlenmeleri baş göstermektedir artık....İlk saatler munis yapı artık kendini kaplansı bir edaya bırakmaktadır...Şöyle ki:
İftara 5 saat kala: -Turan: Saffet bey bu rapor böyle olmaz...Ben sizden ürün başı maliyet raporu istedim ama siz bana genel bir maliyet raporu çıkarmışsınız lütfen bunu düzeltip bana gelin(görüldüğü üzere Turan'ı bir an da yönetici konumuna soktum ve bir çalışana bağırttım ama kibarca....)
İftara 3 saat kala:-Turan: Saffetttt BEEEEYYYYYYYY...... Rapor hala hazır değil mi????....1 saat içinde masamda olsun.... (Artık lütfenler felan ortandan kalkmış,direkt buyurur bir eda ile...)
İftara 2 saat kala:-Turan: İyi günler herkese,görüşürüz yarın.... Saffet çekil lan önümden.... ("lan" ...???!!!??? tamam biraz abartmış olabilirim lan'lı manl'lı şekilde ama genel geçer yapı böyle ben napim...)
Son saatlere yaklaşırken genelde oruç tutan kimselerde sabır kalmaz...Bu büyük şehirlere özgü bir şey diye düşünüyorum...Artık oruçlu oruçlu ağıza alınması gerekmeyen ne varsa ağıza alınır ve de dile getirilir....gerek yoktur bence...çünkü oruç bir kendini sınama,nefsine hakim olma ibadedidir...Diline hakim olmadan karşındakine söyleyeceğin bir cümle zaten orucun hikmetini alıp götürürü....O yüzden son saatte olsa 2-3 dakika sonrada orucunu açacak olsan sabır etmeyi göstermelisin.İçinde ki canavara yenik düşmemelisin...Ruhunu dezenfekte ettiğin bu ayda,dezenfekte olmayan bir ruh ile gezmenin manası ve de orucun ehemmiyeti yoktur....O yüzden sabır ve sebat ayına yakışır ruhlar ile salınmalı bu ulvi ayda....
Hepinizin geçmiş Ramazan Bayramı mübarek olmuştur umarım...Sağlıcakla kalmanız dileği ile....
Sevgi ve Nur ile kalın....
3 Ağustos 2008 Pazar
erKEKler...
bugün konu kadın-erkek ilişkisi...Ama erkek tarafı...Nası yani diyorsunuz...görelim nası yani...yerimiz neresi olsun...tramvay mesela...otobüs de olabilirdi ama daha bir insan çeşitliliği olduğu için tramvay dedim...görende roman yazacağımı sanır...yok öle bişi 3-4 karekter o kadar...daha karekterlerin kaç adet olacağına karar verememişim ki bu yazıdan pek bir medet ummuyorum şahsen....
baş karekterlerimizin adın ne olsun....?
tabiki de Ayşe ve Turan...biter mi bu karekterlerde malzeme...dibine kadar kullanacağım...neyse...Ayşe ve Turan'a dönelim:
Yer: İett Tramvayı (Kabataş-Zeytinburnu seferi)
Ayşe: -Yaaaa...Turan sana kaç kere daha demem lazım sevmiyorum bu hareketleri....Ben kendimi tekrar etmekten hoşlanmam... lütfen beni tekrar ettirme hem de o elini çek omuzumdan....
(Aman aman...Sinirli bir hatun ve dokunmayı yasaklamış,Turanım kaç git derim yol yakınken)
Turan:- Ya! Aşkım sen şimdi yorgunsun o yüzden böyle yapıyosun,gel bi öpeyim....
(Ohoooo...! Kardeşim ben ne diyorum sen ne yapıyosun direkt yalak modundasın)
Ayşe: -Turan elini çeker misin,bak avazım çıktığı kadar bağırırım,tecavüz var derim...pislik çıkarım...
(Turan kaç...kapılar açıldığında fırlaaaa....bundan bi cacık olmaaaazz.....kardeşinin lafını dinleee...)
Turan:-Ama neden böyle yapıyorsun (ohooo...Turan ben ne diyorum sen ne yapıyorsun)... Ben seni çok seviyorum ama (aha bitti...tüm ipler hatuna geçti)
Ayşe:- Ben sana kaç defa diyeceğim,bana "nerdeydin,napıyorsun" gibi sorular sormandan hoşlanmıyorum...hem şu elini çeker misin,dokunma bana....
Turan:- Ama aşkııııııımmmmmmmmm.....
Ayşe:- Tuıran elini çeker misin!!! (olabildiğince sert bir ifade ve eli itme ile)
Turan:-(ses gayet incelmiş bir şekilde) Ayşe nooldu?...(yuh Turanım daha noolsun,bittiğinin resmidir)
Ayşe:-......(sadece Turanın elinden kurtulmaya çalışıyor)
Turan:- Aşkım söyler misin nooldu?
(Eben Turan...Eben....Tiksiniyorum hem cinsin olduğum için)
Bu esnada Turanın cep telefonu imdada yetişir (ne imdadsa)
Turan:- Baba naber?
("Baba naber" mi?...Turan az önce aşkım maşkım diyordun,o ses hangi esnada kalınlaştı...."Baba naber demek")
Karşıdaki kişi:.....
Turan:- Bizde noolsun manitayla geziyoruz ("Manita"?...vay turanım vay hemcinsini buldun salgıla bakalım testesteronları,telefonu kapattığında göreceğim o TESTestorunlu Turanı asıl)
Karşıdaki kişi:....
Turan: Baba görüşelim bigün,hatta ayarlayın bi halı saha maçı tayfalarla....
(ulan gören sanacak ki açık denize açılacak pezemenk....Tayfalar felan...O telefonun kapanmasını bekliyorum ben asıl)
Karşıdaki kişi:....
Turan:-Baba en kısa sürede görüşüyoruz,selametle.......(vayyyy delikanlım benim...hadi reele dönelim bakalım)
Turan:- Bizim Asım...(Ayşe'ye ver bakalım tekmili....de o ses deminki ses değil...bir incelme var sanki....)
Turan:- Çok matrak çocuktur...Bir gün nooldu biliyor musun.... (konuyu dağıtıp aradaki soğukluğu atmak için araya sokulmuş bir nağme,Ayşe ilgili mi bunla...sonuna kadar...kimin aradığı merakıyla çatlamakta...hazır oğlanda tekmil verirken zaten gücünün zirvesinde olmanın vermiş olduğu asaletle ilgilenmez gibi yapmakta (ne karışık cümle oldu))
Ayşe:-......
Turan:- Aşkım nooldu bir problem mi var? (Yuhhh....Turanım seni yolda görmiyeyim...dayağa boğarım vallahi)
Ayşe:- Kolunu çeker misin (Ohoooo....Ayşe bıraktığımız yerde otlamakta,maşallah)
Turan:- Bi gün nooldu biliyo musun (Konuyu dağıtma çabaları ve samimiyetsiz sırıtmalarla olayı geçiştirme çabası,hayır bişi olmasa da sen bişiler yaratmak durumundasın bu haliyle)
Ayşe:- (hala oralı değil Turanın eli ve koluyla meşgul)...çeker misin....
Turan:- Neyi bileti mi .... Haihai...(O nasıl espiridir Turanım bu biiir....o nasıl bir gülüştür bu da ikiiii...buna rağmen kız senin yanındaysa bir koç kes derim ben)
Ayşe:- (buuuuuuuuzzzzzzzz.....bön bön bakmaktadır,ne beklenebilir ki)
Turan:- Gördüm güldünnnn (Evette espiriye değil senin angut durumuna bence)
(Bu arada tramvay dedik sanki geniş bir insan yelpazesinden yaralanacakmışız gibi,iki karekterde sınırlı kaldık,onları biraz başbaşa bırakalım da,bende aklımı toplayayım bu arada diğer tramvay karekterlerine dönelim)
Tramvay veleti:- Aneeeeeeeeeeee...............
Tramvay anası:- Sussana olum ne ağlıyosun....
Tramvay veleti:- Aneeeeeeeeeee.........
Tramvay anası:- Sus! şimdi şamar geliyo.....
Tramvay veleti (daha bir canhıraş edayla) Aneeeeeee....
(hay ananı yaw...bi sus be veledi z.....neyse küfretmicem...sus be kızanım)
Tüm yol böyle...Aneeeeeeeee...Sus...Aneeeeeee........Sus...... İnsan değil sibernetik organizma mübarek......Kurulmuş......Aneeeeeee....neeeeeeee...sus be çucuğum.........
Diğer bir karekter...Etrafı kesen abazantus kardeşimiz...Hangi hatun zevattan iş çıkar diye sağını solunu radarlamaktadır...Arada mümtaz anlatıcınızada göz kaymaktadır ki;azını burnunu dağıtmama az kalmıştır ...menkin....Kör mü acaba...Kör tuttuğunu öper hesabı...Arkadaş yuh diyorum kendisine,göz göz değil mübarek...soydu resmen....direkt mabaddan başlayıp yukarıya doğru taramayı gerçekleştiriyor....röntün böylesi.......
Bu karakterleri kendi haline bırakalım,bakalım bizim sevimli çiftimiz neler yapıyor.....
Turan:- Haihai.......(yavrum Turanım! sen bu gülüşü kullanma bence,semer vuran çok olur o bakımdan söylüyorum,bu arada gene yaptı yavşaklığını ki kızda tık yok)
Ayşe:-Geçen gün Mervelerle MNG'da bir elbise gördük (ahaa...iletişim kurmaya başladı...da yanlış yerden)...indirimi bekledik...indirim başladığı gün bitmişti....36 beden hiç yoktu....
Turan:- Hadi yaaa! ("Hadi yaaa!" Turanım sen oldun...ne yapacağını şaşırdın ki 36 beden olmamasına bile şaşırır duruma geldin,ne denir ki sana...Bişi desem "Seviyorum abi" diyeceksin. Bende sevenlere kıyamayan bir abin olarak " de get yalan dünya diyeceğim" ama kime...)
Turan:- Başka MNG'ye baktın mı? (isterse ilgilenmesin,bu arada anti parantez MNG kızları ile ilgili bir yazıyıda ileriki günlerde yazacağım...bir kaç gözlem daha yaptıktan sonra malzeme hazır olacak,konuya dönelim)
Ayşe:- Merve bakmış hiçbirinde yokmuş....
Turan:- Görüyo musun sen şansızlığı (Turanım! sayende şekilden şekile girer oldum)
Ayşe:- Evet yaaaa...(Ayşenin sinirde geçti bayağı)
Fırsat bu fırsat deyip,Turan ahtapot kollarını dolar Ayşemizin herbir yanına...yetmez tabiki buselere boğar sağ ve sol cenahtaki yanacıklarını....
Turan:- Baba sen beni hiç aramaz oldun (Hah...Döndü Turanım testesteron kimliğine...sese bak be...İbrahim Tatlıses gibi 5 oktav çıkıyor beeee.....)
Turan:-Asım da çok matrak adam bir görsen Ayşe....
Ayşe:-(Hiç oralı değil ,yelkenleri erken mi suya indirdim diye düşünmekte)
Turan sarmaladıkça sarmaladı...Maşallah....
Turan:- Aşkımmmm....Merterdeki o kafede çay içelim mi...?
Ayşe....Olmaz Turan eve geç kalıyorummmmm....
Turan:- Amam aşkım nooolur,bi çay...ben seni eve bırakırımmmm...
Ayşe:- Olmaz dedim ya Turan neden ısrar ediyorsun ve beni tekrar ettiriyorsun.....
(Hasbinallah!!! Ulen Ayşeyi görende pirensipler imparatoriçesi sanır..."neden tekrar ettiriyormuş"...pardon ama yaş kaç yahu....?)
Turan:- (ses incel) peki aşkım...(az önceki babayiğit Turanı istiyoruz...nerde? Heheyt...)
Turan sarmalamaya devam....
Ayşe:- ellerini çeker misin...(Buyur döndük başa,yavrum Turan! bırak sen bu kızı tramvay son durağa varmadan bence,bu ne Allah aşkına...ne yanar dönerliğin kaldı,ne bir gram olan karizman....bırak sen bunu)
Turan....???!!???!! (anlamsızca bir surat ifadesi...eehhhhhh..demeye ramak kaldı)
Turan:- aşkım bir problem mi var,sorun ne.....?
(Eben Turancığım,problem ebende...Seni doğurtmuş ya tüm problem orda,yahu bir kerede yüzümü güldür be köpoğlu seni.....varsa yoksa taviz....)
Ayşe:- Geçen gün Merve ile Keman Anca'ya gittik çok güzel bir ayakkapı gördük..........
(Buyur burdan yak...Turan sen ne diyosun Ayşe ne diyor yaw...)
(Davul olmayın emi...)
İstasyon son durağa doğru bu anlamsız diyaloglar arasında girilmekte ki daha devam edebilirim bu iki heykeli dikilesi ve de Saddam Hüseyin gibi yıkılası şahsiyetin;ancak ne ben gerileyim ne de siz...
Sonuç itibariyle,Erkek mahlutak testesteronun bol olduğu bir ortamda testesteron bir kişiliğe bürünür...Ancak yanında östrojen bir kişilik varsa,Östrojenin Allahını salgılar...Salgılamakla kalmaz onu özümser ve yaşar...Delikanlı bir kişi hatun zevatın elinde oyuncak olur anında...Er kişi niyetine kaldırmak gereklidir o canlı cenazeyi..
Nasıl bilirdiniz ey cemaat: Er bilirdik,kepekli bir kişilik çıktı kendisi....
Gömün o zaman......Allah rahmet eylesin....
İlişkilerde taviz tek taraflı olmaz...Her iki tarafında taviz vermesi,Aşkına beraber sarılması gerekir...Dokunma bana,elleme beni şeklindekiler ilişki değil,ilişmedir...,İlişmediğin insanla da bir ilişki olmaz...Turana son uyarımdır...Bu kız seni büyüledi,bu kız seni sallamadı ve sen hala Ayşeylesin...Bu ne büyük aşk/anlamıyorum....ft.Coşkun SABAH.....
...,
baş karekterlerimizin adın ne olsun....?
tabiki de Ayşe ve Turan...biter mi bu karekterlerde malzeme...dibine kadar kullanacağım...neyse...Ayşe ve Turan'a dönelim:
Yer: İett Tramvayı (Kabataş-Zeytinburnu seferi)
Ayşe: -Yaaaa...Turan sana kaç kere daha demem lazım sevmiyorum bu hareketleri....Ben kendimi tekrar etmekten hoşlanmam... lütfen beni tekrar ettirme hem de o elini çek omuzumdan....
(Aman aman...Sinirli bir hatun ve dokunmayı yasaklamış,Turanım kaç git derim yol yakınken)
Turan:- Ya! Aşkım sen şimdi yorgunsun o yüzden böyle yapıyosun,gel bi öpeyim....
(Ohoooo...! Kardeşim ben ne diyorum sen ne yapıyosun direkt yalak modundasın)
Ayşe: -Turan elini çeker misin,bak avazım çıktığı kadar bağırırım,tecavüz var derim...pislik çıkarım...
(Turan kaç...kapılar açıldığında fırlaaaa....bundan bi cacık olmaaaazz.....kardeşinin lafını dinleee...)
Turan:-Ama neden böyle yapıyorsun (ohooo...Turan ben ne diyorum sen ne yapıyorsun)... Ben seni çok seviyorum ama (aha bitti...tüm ipler hatuna geçti)
Ayşe:- Ben sana kaç defa diyeceğim,bana "nerdeydin,napıyorsun" gibi sorular sormandan hoşlanmıyorum...hem şu elini çeker misin,dokunma bana....
Turan:- Ama aşkııııııımmmmmmmmm.....
Ayşe:- Tuıran elini çeker misin!!! (olabildiğince sert bir ifade ve eli itme ile)
Turan:-(ses gayet incelmiş bir şekilde) Ayşe nooldu?...(yuh Turanım daha noolsun,bittiğinin resmidir)
Ayşe:-......(sadece Turanın elinden kurtulmaya çalışıyor)
Turan:- Aşkım söyler misin nooldu?
(Eben Turan...Eben....Tiksiniyorum hem cinsin olduğum için)
Bu esnada Turanın cep telefonu imdada yetişir (ne imdadsa)
Turan:- Baba naber?
("Baba naber" mi?...Turan az önce aşkım maşkım diyordun,o ses hangi esnada kalınlaştı...."Baba naber demek")
Karşıdaki kişi:.....
Turan:- Bizde noolsun manitayla geziyoruz ("Manita"?...vay turanım vay hemcinsini buldun salgıla bakalım testesteronları,telefonu kapattığında göreceğim o TESTestorunlu Turanı asıl)
Karşıdaki kişi:....
Turan: Baba görüşelim bigün,hatta ayarlayın bi halı saha maçı tayfalarla....
(ulan gören sanacak ki açık denize açılacak pezemenk....Tayfalar felan...O telefonun kapanmasını bekliyorum ben asıl)
Karşıdaki kişi:....
Turan:-Baba en kısa sürede görüşüyoruz,selametle.......(vayyyy delikanlım benim...hadi reele dönelim bakalım)
Turan:- Bizim Asım...(Ayşe'ye ver bakalım tekmili....de o ses deminki ses değil...bir incelme var sanki....)
Turan:- Çok matrak çocuktur...Bir gün nooldu biliyor musun.... (konuyu dağıtıp aradaki soğukluğu atmak için araya sokulmuş bir nağme,Ayşe ilgili mi bunla...sonuna kadar...kimin aradığı merakıyla çatlamakta...hazır oğlanda tekmil verirken zaten gücünün zirvesinde olmanın vermiş olduğu asaletle ilgilenmez gibi yapmakta (ne karışık cümle oldu))
Ayşe:-......
Turan:- Aşkım nooldu bir problem mi var? (Yuhhh....Turanım seni yolda görmiyeyim...dayağa boğarım vallahi)
Ayşe:- Kolunu çeker misin (Ohoooo....Ayşe bıraktığımız yerde otlamakta,maşallah)
Turan:- Bi gün nooldu biliyo musun (Konuyu dağıtma çabaları ve samimiyetsiz sırıtmalarla olayı geçiştirme çabası,hayır bişi olmasa da sen bişiler yaratmak durumundasın bu haliyle)
Ayşe:- (hala oralı değil Turanın eli ve koluyla meşgul)...çeker misin....
Turan:- Neyi bileti mi .... Haihai...(O nasıl espiridir Turanım bu biiir....o nasıl bir gülüştür bu da ikiiii...buna rağmen kız senin yanındaysa bir koç kes derim ben)
Ayşe:- (buuuuuuuuzzzzzzzz.....bön bön bakmaktadır,ne beklenebilir ki)
Turan:- Gördüm güldünnnn (Evette espiriye değil senin angut durumuna bence)
(Bu arada tramvay dedik sanki geniş bir insan yelpazesinden yaralanacakmışız gibi,iki karekterde sınırlı kaldık,onları biraz başbaşa bırakalım da,bende aklımı toplayayım bu arada diğer tramvay karekterlerine dönelim)
Tramvay veleti:- Aneeeeeeeeeeee...............
Tramvay anası:- Sussana olum ne ağlıyosun....
Tramvay veleti:- Aneeeeeeeeeee.........
Tramvay anası:- Sus! şimdi şamar geliyo.....
Tramvay veleti (daha bir canhıraş edayla) Aneeeeeee....
(hay ananı yaw...bi sus be veledi z.....neyse küfretmicem...sus be kızanım)
Tüm yol böyle...Aneeeeeeeee...Sus...Aneeeeeee........Sus...... İnsan değil sibernetik organizma mübarek......Kurulmuş......Aneeeeeee....neeeeeeee...sus be çucuğum.........
Diğer bir karekter...Etrafı kesen abazantus kardeşimiz...Hangi hatun zevattan iş çıkar diye sağını solunu radarlamaktadır...Arada mümtaz anlatıcınızada göz kaymaktadır ki;azını burnunu dağıtmama az kalmıştır ...menkin....Kör mü acaba...Kör tuttuğunu öper hesabı...Arkadaş yuh diyorum kendisine,göz göz değil mübarek...soydu resmen....direkt mabaddan başlayıp yukarıya doğru taramayı gerçekleştiriyor....röntün böylesi.......
Bu karakterleri kendi haline bırakalım,bakalım bizim sevimli çiftimiz neler yapıyor.....
Turan:- Haihai.......(yavrum Turanım! sen bu gülüşü kullanma bence,semer vuran çok olur o bakımdan söylüyorum,bu arada gene yaptı yavşaklığını ki kızda tık yok)
Ayşe:-Geçen gün Mervelerle MNG'da bir elbise gördük (ahaa...iletişim kurmaya başladı...da yanlış yerden)...indirimi bekledik...indirim başladığı gün bitmişti....36 beden hiç yoktu....
Turan:- Hadi yaaa! ("Hadi yaaa!" Turanım sen oldun...ne yapacağını şaşırdın ki 36 beden olmamasına bile şaşırır duruma geldin,ne denir ki sana...Bişi desem "Seviyorum abi" diyeceksin. Bende sevenlere kıyamayan bir abin olarak " de get yalan dünya diyeceğim" ama kime...)
Turan:- Başka MNG'ye baktın mı? (isterse ilgilenmesin,bu arada anti parantez MNG kızları ile ilgili bir yazıyıda ileriki günlerde yazacağım...bir kaç gözlem daha yaptıktan sonra malzeme hazır olacak,konuya dönelim)
Ayşe:- Merve bakmış hiçbirinde yokmuş....
Turan:- Görüyo musun sen şansızlığı (Turanım! sayende şekilden şekile girer oldum)
Ayşe:- Evet yaaaa...(Ayşenin sinirde geçti bayağı)
Fırsat bu fırsat deyip,Turan ahtapot kollarını dolar Ayşemizin herbir yanına...yetmez tabiki buselere boğar sağ ve sol cenahtaki yanacıklarını....
Turan:- Baba sen beni hiç aramaz oldun (Hah...Döndü Turanım testesteron kimliğine...sese bak be...İbrahim Tatlıses gibi 5 oktav çıkıyor beeee.....)
Turan:-Asım da çok matrak adam bir görsen Ayşe....
Ayşe:-(Hiç oralı değil ,yelkenleri erken mi suya indirdim diye düşünmekte)
Turan sarmaladıkça sarmaladı...Maşallah....
Turan:- Aşkımmmm....Merterdeki o kafede çay içelim mi...?
Ayşe....Olmaz Turan eve geç kalıyorummmmm....
Turan:- Amam aşkım nooolur,bi çay...ben seni eve bırakırımmmm...
Ayşe:- Olmaz dedim ya Turan neden ısrar ediyorsun ve beni tekrar ettiriyorsun.....
(Hasbinallah!!! Ulen Ayşeyi görende pirensipler imparatoriçesi sanır..."neden tekrar ettiriyormuş"...pardon ama yaş kaç yahu....?)
Turan:- (ses incel) peki aşkım...(az önceki babayiğit Turanı istiyoruz...nerde? Heheyt...)
Turan sarmalamaya devam....
Ayşe:- ellerini çeker misin...(Buyur döndük başa,yavrum Turan! bırak sen bu kızı tramvay son durağa varmadan bence,bu ne Allah aşkına...ne yanar dönerliğin kaldı,ne bir gram olan karizman....bırak sen bunu)
Turan....???!!???!! (anlamsızca bir surat ifadesi...eehhhhhh..demeye ramak kaldı)
Turan:- aşkım bir problem mi var,sorun ne.....?
(Eben Turancığım,problem ebende...Seni doğurtmuş ya tüm problem orda,yahu bir kerede yüzümü güldür be köpoğlu seni.....varsa yoksa taviz....)
Ayşe:- Geçen gün Merve ile Keman Anca'ya gittik çok güzel bir ayakkapı gördük..........
(Buyur burdan yak...Turan sen ne diyosun Ayşe ne diyor yaw...)
(Davul olmayın emi...)
İstasyon son durağa doğru bu anlamsız diyaloglar arasında girilmekte ki daha devam edebilirim bu iki heykeli dikilesi ve de Saddam Hüseyin gibi yıkılası şahsiyetin;ancak ne ben gerileyim ne de siz...
Sonuç itibariyle,Erkek mahlutak testesteronun bol olduğu bir ortamda testesteron bir kişiliğe bürünür...Ancak yanında östrojen bir kişilik varsa,Östrojenin Allahını salgılar...Salgılamakla kalmaz onu özümser ve yaşar...Delikanlı bir kişi hatun zevatın elinde oyuncak olur anında...Er kişi niyetine kaldırmak gereklidir o canlı cenazeyi..
Nasıl bilirdiniz ey cemaat: Er bilirdik,kepekli bir kişilik çıktı kendisi....
Gömün o zaman......Allah rahmet eylesin....
İlişkilerde taviz tek taraflı olmaz...Her iki tarafında taviz vermesi,Aşkına beraber sarılması gerekir...Dokunma bana,elleme beni şeklindekiler ilişki değil,ilişmedir...,İlişmediğin insanla da bir ilişki olmaz...Turana son uyarımdır...Bu kız seni büyüledi,bu kız seni sallamadı ve sen hala Ayşeylesin...Bu ne büyük aşk/anlamıyorum....ft.Coşkun SABAH.....
...,
31 Temmuz 2008 Perşembe
BİRDİRİBİR??????
Hani hepimiz çocuk olduk değil mi? En azından bıdıklık dönemimiz oldu...O dönemlerde kimimiz oyunlara daldı,kimimiz işe güce,kimimiz bir şekerin,çikolatanın peşindeydi,kimimiz ekmeğinin derdinde...Çocuk olan herkesin oyun geçmişi vardır.Çocuk olanlardan bahsediyorum.Dünyanın gamına,kasavetine dalmış ufalmış büyüklerden değil;bahsım oyun oynayan güruhtan.Bende bu güruha dahil insanlardan biriydim.Ve o abuk sabuk oyun aşamalarından ve oyunlar sırasında dile getirilen tekerleme diyeceğim tekerleme değil (belkide tekerleme),şarkı türkü,metin ne denir bilmiyorum.Yine tekerleme en uygunu belkide tekerlemedir gerçekten...Çocuk tekerlemeleri....Saçmalama en uygunu...buldum ismini...Saçmalama diyeceğim bunlara bundan sonra..Güzel oturdu bee.....Evet saçmalamalardan bahsedeceğim...
Genelde kızlı erkekli oynanan oyunlarda saymaca diye akıllara durgunluk verecek bir şey vardır (şey diyorum çünkü tanımlayamamıyorum eğer uçan bir şey olsaydı U.F.O derdim): Bu şey ile ya yanınıza bir yandaşı seçersiniz veya oyunda ebe olacak zavallıyı seçersiniz (unutmadan ebe kavramınıda bir köşeye not alayım onada değineceğim)... Ve sayma denilen şeye gelelim:
-Hadi Ayşe sayalım çıkan ebe olsun (Ebe yaa... Tabi sen suyu ısıt,başının arkaşına yastığıda al ben ellerimi yıkayıp geleceğim...neyse birazdan değineceğim bu Ebelik kurumuna)...
-Peki Turan (Çocuğa böyle işim konurmu Allah aşkına...bu çocuğun direkt pala bıyık doğmuş olması lazım ki o zaman da ona Pala dense daha mantıklı olur...Turan yavrum göster amcalara şeyini...oldu mu hem isim Turan hem senin yaptığın muameleye bak olmadı olmaz,o yüzden Turan ismi çocuğa konmaz,geçici bir isim koy büyüyünce Turanını,ülküsünü kendi seçer...)
Ayşe sayar:
(Buraya dikkat!)
-O,mo,kara do,şima şima şim do,elfen do....sen çıktın yum
??????????!!!!!!!!?????????????!!!!!
Akıllı bir çocuk ne yapar: İlk sağına sonra,soluna bakar...İlk Ayşeden şüphelenir...İçine Şeytan mı kaçtı,ayine mi geldim anasını satim...ürperme gelir...ve 2 saniye içinde topuk...ordan uzaklaşır....
Bu ne yahu! O,mo,kara do....Buyur??...Yetmedi sen cümleyi yarım dinledin o yüzden anlamadın (cümle???)...O,mo,kara do,şima şima şim do,elfen do....Ben hala anlamadım...Turan hızla annesinin veya babasının yanına koşar ki,Ayşenin ona kara büyü felan yapmaya çalıştığını zanneder....Hayır Ayşe bu ayini yaptı bitirdi..Eyvallah...Bişicikte anlamadık...Saymış Turan çıkmış ve yumacakmış....Yani....??????...Ne yapacak...Kesin ayin yapıyor bu Ayşe...Ya satanist oldu bu yaşta veya karabüyücünün biri oldu....
-Ayşe hani biz "yakan top" oynayacaktık...?
E be! Turan! E be! Turan!...Oynayacağın oyunun adından da mı uyanmadın..."Yakan top"...Yancan işte...baştan belii.Eve kapan bir dahada çıkma bence....Anneyi babayıda ikna et de taşının yavrum o mahalleden...
Peki bu şeyler bu kadar mı...?...HAYIIIRRRRRRR....Bitmez...
Yine küçük kızların ne için olduğunu hala anlayabilmiş olmadığım bir şeyleri var (bu daha çok tekerlemeye yakın),saçmalama var....
Kız grubu hep bir ağızdan ortaya doğru,genelde bir erkeğe doğru,İsmide Mustafa ise hele hele,şöyle bişi söylerler:
-Mustafa mıstık/Arabaya kıstık/Üç mum yaktık/Seyrine baktık........
MANYAK MISINIZ ALLAH AŞKINA...PSİKOPAT MISINIZ....Zavallı Mustafa'yı neden arabaya kıstırdınızda üç mum yakıp,seyrine bakıyorsunuz...Ruh hastası mısınız yahu!Nedir ufacık yaşınızdaki bu kin nefret...Çocuğun ismi Mustafa diye bu kadar eziyet edilir mi...Mumu niye yakıyorsunuz ayrıca....Sabah-Akşam kıstırdığınız Mustafayı izlemek için mi?...İşkence küçük yaşta benliklere yerleştiriliyor...Birde neşeyle göbek ata ata söylerler.Allahtan ismim Mustafa değil...Olsa evden çıkamazdım bu Saçmalamayı duyduktan sonra...
Çocuk denilen zevat salaktır,beyinle değil omurlik soğanıyla hareket ederler...Hayır beyinle hareket eden insan altına sıçıp,olmayacak hareketler yapıp,sonrasında yere düşüp düşüp ağlamaz...Omurlik soğanıyla yaşam desteğini sağlıyo ki bu zevatlar kakasını,çişini o yüzden tutamıyor...Neyse daha neler var bu saçmalamalar arasında...Aklıma geldikçe yazıyorum işte...
Bir tane daha sayma Saçmalaması:
Ayşe: - Turan hadi saklanbaç oynayalım (bencede saklan ve unut Ayşeyi bi yerlerde,birde sen hala Ayşeyle neden oyun oynuyorsun hala başına gelecekleri anlamadın mı,E be Turan! E be Turan!)
Turan: - Peki (Oğlum sen baştan gönüllü çıkmışsın veya iyice safsın hala "peki"???)
Ayşe: - Çık çıkalım çayıra (Ayşe niyeti bozdu galiba), yem verelim ördeğe (hööö???),ördek yemini yemeden (çayırda ördek besliyo....) TURANIMMMM....YAVRUUUMMMM...KAAAAÇÇÇ...Ayşe sağlam pabuç değil),ciyak viyak (veya miyak..farketmez) demeden (Aha ördekte gitti...),hakkuru hukkur çıktın çıkardın kimi çıkardın... (neiiiiii????????).......
Turan:?????!!!!????
Turan hızla annesine kaçar.....
Ben sana ne diyeyim Turancığım...Akıl denilen şeyden insan bir nebzemi nasibini almaz yahu!!!...Ah Turanım ah!!!
Bak aklıma bir saymaca şeysi daha geldi...Sürekli böyle saymaca şeysi geliyor aklıma....
Ayşe: -Turannnnnnnn........ İstop oynayalım aşağıya gel...... (İstop......isme bak...elin gevurunun stop'u bize gelmiş istop olmuş...herkeste Sulukule ingilizcesi var....istop.....çok güldüm)
Turan da sağ göz seğirmeye başlar...Bağımlı gibi annesini bırakıp aşağıya doğru yol alır...içindeki sayılma arzusuna karşı koyamaz....
Turan: Sayalım Ayşeciğim.......(Ayşeciğim???Bu ne samimiyet,noluyo??Hayır bu ne kadar laçkalık,rahatlık anlayamıyorum artık bu Turanı!!!)
Ayşe:-Turan gözün seyiriyor senin...Hayırdır.....
Turan:- Ayşe Allahıma kitabıma çabuk say.....Dayanamıyorum....
Ayşe:-Turan neden titriyorsun,Ayperi Hanım Teyzeeeeeee........
Turan:Ayşe say çabuk....say dedim..........
Ayperi:-Ayşe kızım nooldu?
Turan:Anne gir içeri,Ayşe sende çabuk say..sıçtırma bacağına....
Ayşe ağlamaya başlar...
Ayşe:-Ayperi (fırk) Hanım(fırk)Teyze(fırk) bana ne dediiiiiiiiiiiii.............
Ayperi:-Turan ne biçim konuşuyosun sen! Azına biber sürecem,baban eve gelsin onada söylicem (mazoşit-ispit bir anneymiş bu Ayperide)
Turan:-Allahın adını verdim biri saysın artık bak titremem arttı,gidiyorum,noolurrrrrrrrrrr......fena oluyorum....
Ayperi:-Ayyy..Ayyyy...Oğlan gitti...gidiyor...gitti (gitti mi gidiyor mu???)...Ayşe kızım sayı ver...Ayyyy....Giitti..Gidiyor...Gitti...(Ne garip mahalle burası yahu...hangi meridyene denk geldiyse hepsi bi tuhaf)
Ayşe:........
Ayperi:-Ayşe kızım sayı verseneee....
Ayşe:-Unuttum ama Ayperi Teyze...Bana bağırınca unuttum..........
Ayperi:-Turan yiğidim,oğlum ben saysam olur mu???!!??
Turan:-O...O...O sayacak.....(Turanda şiraze iyice kaymaktadır)...
Ayperi:-Ayşe çocuğum,Allah rızası için bişi sayı ver...Turan gidiyor (Bu arada Ayperi çoktan aşağıya inmiştirde Turanın başını kucağına almıştır,siz Ayperiyi ne sandınız öyle pencere önü saksısı annelerden mi..hiheyttt....)
Ayşe:-Po...Portakalı...
Turan:-Duymuyorum yüksek sesleeeee...
Ayperi:-Yüksekce be güzel kızım...yüksekce...
Ayşe:-Portakalı soydum....
Turan:-Ohhhhh..Devam...Daha yüksek.....
Ayperi:-Daha yüksek be kızanım (Kızan...Hah..bi Rumelilik eksikti)
Ayşe:-PORTAKALI SOYDUM (aferim!) / BAŞUCUMA KOYDUM (deme yav!)/ BEN BİR YALAN UYDURDUM (hiç şaşmadım niyeyse)/ DUMA DUMA DUM (al işte yine)/DEDEMİN BIYIĞINA KONDURDUM (kuş mu....Ayşe var bi tuhaflık sende)/DUMA DUMA DUM....(bravo Ayşe beni bir kez daha fethettin,bu kadar olur yani,benimle evlenir misin?)...
Turan kendine gelir,düzelir ve ayağa kalkar..yine Turan çıkmıştır...hep Turan çıkmaktadır ve yuman,ebe olan,istopta can alan bir yaratık olmuştur artık...Yıllar yıllar boyu Ayşeyle saymaca oynadılar...ama hiç oyunların özüne dönemediler...çünkü Turan sayma bağımlısı olmuştu artık...Ayşeden 3 çocuğu oldu..Birisi Duma,biri Şime,sonuncuda Hakkuru...Gökten 3 elma düşmüş Turan hiç oralı olmamış...
Bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz...Ebe mevzunu not etmiştik yukarıda...Oyunlarda cezalı kimseye niyeyse "Ebe" deniyor...Güzelim mesleği ceza kurumuna döndürmek hankı sivri fikirli şahsiyetin aklına geldiyse canı gönülden yanaklarını şamarlamak istiyorum...Acaba bir argo küfür olan: "- Senin ebeni..." şeklinde başlayıp bayağı bir uzun süren küfür bu oyundaki ebeye mi ediliyor...Ama benim ebem niye olsun oyundaki herkesin,hepimizin ebesi o...Yok o direkt bize gelen bir küfürmüş buna kanaat getirdim...Neyse öze dönelim:Cezalı bir insan neden "Ebe" diye nitelenmiş beni merak aldı şimdi...
-Ebesin koçum sen...
-Erkekden ebe olur (Rum veledimiz neden olmasın)...
-?!!??!!??
-Ebesin mızıkçılık yapma!!!
-İyi more...kim hamiledir..kimi doortacaiz....(bayağı bayağı Rum velet yavv...)
-??!!!???
..............
Eeee..böyle gerzekçe espriler sonunda dayağı yer oturur olacağı bu...
Henüz "Ebe mevzunu çözemedik değil mi? Öyle bişi mi vaat etmiştim ki...Yoooo...Bu kadar bu mevzuu....
Başlık konusuna dönüp konuyu kapatacağım (normalde konuyu toparlayıp,kapatacağım demem lazım iken,sadece kapatacağım demem toplama ile uğraşmayacağım ve de arkamı sizin toplamanız içindi)...
Birdiribir....
Aslolan Bir Birdir..Eeee...E'si iyilik sağlık.... Oyunu hepiniz ve hepimiz(nasıl bir çoğul kişiliğim var,varın siz hesap edin) biliriz: Bir yastık (duvara yaslanmış şahıs) ve yastığın apış arasına doğru dizilmiş minder pozisyonunda insanlar...herkes birbirinin apış arasına başını sokar...Sonradan bu oyunu abartıp da zevkin doruğuna ulaşan zevatları E-5 Cevizlibağ-Merter mevkiinde bulabilirsiniz...Ayrıca pek sıhhi bir oyun olmadığını anlamışsınızdır...Herkesin apış arasına giren bir kafa var sonuç itibariyle....Minder olmayan diğer takım (haaa..bir de bunlar takım mı?Bir grup gerzek yetmedi,iki grup,hatta üçlü dörtlü gruplar olabilir mi?Senin apış aranın genişliğine bağlı bir şey sonuç itibariyle) sırasıyla minderlerin üstüne "birdirbir,ikidiriki,üçtürüç..." deyip atlarlar....matematiği yeni öğrenen birinci sınıf öğrencisi gibi...bir=bir (deme yahu...bak bak bak...),iki=iki (hadcanım),hatta üç=üç (kanıtlayabilir misin?).....sonrada minderlerin sırt nahiyesine kıçını yerleştirmiş kişi görünüşlü organizmamız sorar tek mi-çift mi,hede mi-hödü mü...?
-Valla pirim,tek mi çift mi diyerek kıçının loplarından bahsediyorsan ikisinide L3 de hissedebiliyorum,hatta üçüncü bişi hissediyorum ki düşündüğüm şey değildir umarım....Tek anasını satim oyyyyy..belim.........
Evet bu garip,anlaması zor,düşünmesi gereksiz,teklifi saçma oyunda böyle....
Sonuç itibariyle çocukken salaksınızdır (bir gram ekmek uğruna çırpınan yavrucuklar hariç,onlar şanssız nurlarıdır bu dünyanın...)...Söylediğiniz kelimelerin anlamı,oynağınız oyunların kuralları yoktur...Sadece büyüyene kadar zaman öldürmek zorundasınızdır ve bu zamanı da büyüyünce yapamayacağınız saçmalıklar arasında harcarsınız...Konuşmanız saçmadır ve anlaşılmaz,hareketleriniz saçmadır ve anlaşılmaz,anlamsız bir dünyada sizsinizdir gerçek,gerçekler anlamsız...
Ayşe:- Cimcim makarna/Makarnacının küreği/Hop hop eder yüreği....................................
Turan:-Ayşe yatar mısın bu tür fanteziler beni heyecanlandırmıyor artık...lütfen yatar mısın...
Ayşe:- Ama Turan,Makarnacının küreği......
Turan:-.............
Ayşe:-Turan?
Turan:-......
Ayşe:-Tu.....uyumuş......!!!
The sonfinend
Genelde kızlı erkekli oynanan oyunlarda saymaca diye akıllara durgunluk verecek bir şey vardır (şey diyorum çünkü tanımlayamamıyorum eğer uçan bir şey olsaydı U.F.O derdim): Bu şey ile ya yanınıza bir yandaşı seçersiniz veya oyunda ebe olacak zavallıyı seçersiniz (unutmadan ebe kavramınıda bir köşeye not alayım onada değineceğim)... Ve sayma denilen şeye gelelim:
-Hadi Ayşe sayalım çıkan ebe olsun (Ebe yaa... Tabi sen suyu ısıt,başının arkaşına yastığıda al ben ellerimi yıkayıp geleceğim...neyse birazdan değineceğim bu Ebelik kurumuna)...
-Peki Turan (Çocuğa böyle işim konurmu Allah aşkına...bu çocuğun direkt pala bıyık doğmuş olması lazım ki o zaman da ona Pala dense daha mantıklı olur...Turan yavrum göster amcalara şeyini...oldu mu hem isim Turan hem senin yaptığın muameleye bak olmadı olmaz,o yüzden Turan ismi çocuğa konmaz,geçici bir isim koy büyüyünce Turanını,ülküsünü kendi seçer...)
Ayşe sayar:
(Buraya dikkat!)
-O,mo,kara do,şima şima şim do,elfen do....sen çıktın yum
??????????!!!!!!!!?????????????!!!!!
Akıllı bir çocuk ne yapar: İlk sağına sonra,soluna bakar...İlk Ayşeden şüphelenir...İçine Şeytan mı kaçtı,ayine mi geldim anasını satim...ürperme gelir...ve 2 saniye içinde topuk...ordan uzaklaşır....
Bu ne yahu! O,mo,kara do....Buyur??...Yetmedi sen cümleyi yarım dinledin o yüzden anlamadın (cümle???)...O,mo,kara do,şima şima şim do,elfen do....Ben hala anlamadım...Turan hızla annesinin veya babasının yanına koşar ki,Ayşenin ona kara büyü felan yapmaya çalıştığını zanneder....Hayır Ayşe bu ayini yaptı bitirdi..Eyvallah...Bişicikte anlamadık...Saymış Turan çıkmış ve yumacakmış....Yani....??????...Ne yapacak...Kesin ayin yapıyor bu Ayşe...Ya satanist oldu bu yaşta veya karabüyücünün biri oldu....
-Ayşe hani biz "yakan top" oynayacaktık...?
E be! Turan! E be! Turan!...Oynayacağın oyunun adından da mı uyanmadın..."Yakan top"...Yancan işte...baştan belii.Eve kapan bir dahada çıkma bence....Anneyi babayıda ikna et de taşının yavrum o mahalleden...
Peki bu şeyler bu kadar mı...?...HAYIIIRRRRRRR....Bitmez...
Yine küçük kızların ne için olduğunu hala anlayabilmiş olmadığım bir şeyleri var (bu daha çok tekerlemeye yakın),saçmalama var....
Kız grubu hep bir ağızdan ortaya doğru,genelde bir erkeğe doğru,İsmide Mustafa ise hele hele,şöyle bişi söylerler:
-Mustafa mıstık/Arabaya kıstık/Üç mum yaktık/Seyrine baktık........
MANYAK MISINIZ ALLAH AŞKINA...PSİKOPAT MISINIZ....Zavallı Mustafa'yı neden arabaya kıstırdınızda üç mum yakıp,seyrine bakıyorsunuz...Ruh hastası mısınız yahu!Nedir ufacık yaşınızdaki bu kin nefret...Çocuğun ismi Mustafa diye bu kadar eziyet edilir mi...Mumu niye yakıyorsunuz ayrıca....Sabah-Akşam kıstırdığınız Mustafayı izlemek için mi?...İşkence küçük yaşta benliklere yerleştiriliyor...Birde neşeyle göbek ata ata söylerler.Allahtan ismim Mustafa değil...Olsa evden çıkamazdım bu Saçmalamayı duyduktan sonra...
Çocuk denilen zevat salaktır,beyinle değil omurlik soğanıyla hareket ederler...Hayır beyinle hareket eden insan altına sıçıp,olmayacak hareketler yapıp,sonrasında yere düşüp düşüp ağlamaz...Omurlik soğanıyla yaşam desteğini sağlıyo ki bu zevatlar kakasını,çişini o yüzden tutamıyor...Neyse daha neler var bu saçmalamalar arasında...Aklıma geldikçe yazıyorum işte...
Bir tane daha sayma Saçmalaması:
Ayşe: - Turan hadi saklanbaç oynayalım (bencede saklan ve unut Ayşeyi bi yerlerde,birde sen hala Ayşeyle neden oyun oynuyorsun hala başına gelecekleri anlamadın mı,E be Turan! E be Turan!)
Turan: - Peki (Oğlum sen baştan gönüllü çıkmışsın veya iyice safsın hala "peki"???)
Ayşe: - Çık çıkalım çayıra (Ayşe niyeti bozdu galiba), yem verelim ördeğe (hööö???),ördek yemini yemeden (çayırda ördek besliyo....) TURANIMMMM....YAVRUUUMMMM...KAAAAÇÇÇ...Ayşe sağlam pabuç değil),ciyak viyak (veya miyak..farketmez) demeden (Aha ördekte gitti...),hakkuru hukkur çıktın çıkardın kimi çıkardın... (neiiiiii????????).......
Turan:?????!!!!????
Turan hızla annesine kaçar.....
Ben sana ne diyeyim Turancığım...Akıl denilen şeyden insan bir nebzemi nasibini almaz yahu!!!...Ah Turanım ah!!!
Bak aklıma bir saymaca şeysi daha geldi...Sürekli böyle saymaca şeysi geliyor aklıma....
Ayşe: -Turannnnnnnn........ İstop oynayalım aşağıya gel...... (İstop......isme bak...elin gevurunun stop'u bize gelmiş istop olmuş...herkeste Sulukule ingilizcesi var....istop.....çok güldüm)
Turan da sağ göz seğirmeye başlar...Bağımlı gibi annesini bırakıp aşağıya doğru yol alır...içindeki sayılma arzusuna karşı koyamaz....
Turan: Sayalım Ayşeciğim.......(Ayşeciğim???Bu ne samimiyet,noluyo??Hayır bu ne kadar laçkalık,rahatlık anlayamıyorum artık bu Turanı!!!)
Ayşe:-Turan gözün seyiriyor senin...Hayırdır.....
Turan:- Ayşe Allahıma kitabıma çabuk say.....Dayanamıyorum....
Ayşe:-Turan neden titriyorsun,Ayperi Hanım Teyzeeeeeee........
Turan:Ayşe say çabuk....say dedim..........
Ayperi:-Ayşe kızım nooldu?
Turan:Anne gir içeri,Ayşe sende çabuk say..sıçtırma bacağına....
Ayşe ağlamaya başlar...
Ayşe:-Ayperi (fırk) Hanım(fırk)Teyze(fırk) bana ne dediiiiiiiiiiiii.............
Ayperi:-Turan ne biçim konuşuyosun sen! Azına biber sürecem,baban eve gelsin onada söylicem (mazoşit-ispit bir anneymiş bu Ayperide)
Turan:-Allahın adını verdim biri saysın artık bak titremem arttı,gidiyorum,noolurrrrrrrrrrr......fena oluyorum....
Ayperi:-Ayyy..Ayyyy...Oğlan gitti...gidiyor...gitti (gitti mi gidiyor mu???)...Ayşe kızım sayı ver...Ayyyy....Giitti..Gidiyor...Gitti...(Ne garip mahalle burası yahu...hangi meridyene denk geldiyse hepsi bi tuhaf)
Ayşe:........
Ayperi:-Ayşe kızım sayı verseneee....
Ayşe:-Unuttum ama Ayperi Teyze...Bana bağırınca unuttum..........
Ayperi:-Turan yiğidim,oğlum ben saysam olur mu???!!??
Turan:-O...O...O sayacak.....(Turanda şiraze iyice kaymaktadır)...
Ayperi:-Ayşe çocuğum,Allah rızası için bişi sayı ver...Turan gidiyor (Bu arada Ayperi çoktan aşağıya inmiştirde Turanın başını kucağına almıştır,siz Ayperiyi ne sandınız öyle pencere önü saksısı annelerden mi..hiheyttt....)
Ayşe:-Po...Portakalı...
Turan:-Duymuyorum yüksek sesleeeee...
Ayperi:-Yüksekce be güzel kızım...yüksekce...
Ayşe:-Portakalı soydum....
Turan:-Ohhhhh..Devam...Daha yüksek.....
Ayperi:-Daha yüksek be kızanım (Kızan...Hah..bi Rumelilik eksikti)
Ayşe:-PORTAKALI SOYDUM (aferim!) / BAŞUCUMA KOYDUM (deme yav!)/ BEN BİR YALAN UYDURDUM (hiç şaşmadım niyeyse)/ DUMA DUMA DUM (al işte yine)/DEDEMİN BIYIĞINA KONDURDUM (kuş mu....Ayşe var bi tuhaflık sende)/DUMA DUMA DUM....(bravo Ayşe beni bir kez daha fethettin,bu kadar olur yani,benimle evlenir misin?)...
Turan kendine gelir,düzelir ve ayağa kalkar..yine Turan çıkmıştır...hep Turan çıkmaktadır ve yuman,ebe olan,istopta can alan bir yaratık olmuştur artık...Yıllar yıllar boyu Ayşeyle saymaca oynadılar...ama hiç oyunların özüne dönemediler...çünkü Turan sayma bağımlısı olmuştu artık...Ayşeden 3 çocuğu oldu..Birisi Duma,biri Şime,sonuncuda Hakkuru...Gökten 3 elma düşmüş Turan hiç oralı olmamış...
Bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz...Ebe mevzunu not etmiştik yukarıda...Oyunlarda cezalı kimseye niyeyse "Ebe" deniyor...Güzelim mesleği ceza kurumuna döndürmek hankı sivri fikirli şahsiyetin aklına geldiyse canı gönülden yanaklarını şamarlamak istiyorum...Acaba bir argo küfür olan: "- Senin ebeni..." şeklinde başlayıp bayağı bir uzun süren küfür bu oyundaki ebeye mi ediliyor...Ama benim ebem niye olsun oyundaki herkesin,hepimizin ebesi o...Yok o direkt bize gelen bir küfürmüş buna kanaat getirdim...Neyse öze dönelim:Cezalı bir insan neden "Ebe" diye nitelenmiş beni merak aldı şimdi...
-Ebesin koçum sen...
-Erkekden ebe olur (Rum veledimiz neden olmasın)...
-?!!??!!??
-Ebesin mızıkçılık yapma!!!
-İyi more...kim hamiledir..kimi doortacaiz....(bayağı bayağı Rum velet yavv...)
-??!!!???
..............
Eeee..böyle gerzekçe espriler sonunda dayağı yer oturur olacağı bu...
Henüz "Ebe mevzunu çözemedik değil mi? Öyle bişi mi vaat etmiştim ki...Yoooo...Bu kadar bu mevzuu....
Başlık konusuna dönüp konuyu kapatacağım (normalde konuyu toparlayıp,kapatacağım demem lazım iken,sadece kapatacağım demem toplama ile uğraşmayacağım ve de arkamı sizin toplamanız içindi)...
Birdiribir....
Aslolan Bir Birdir..Eeee...E'si iyilik sağlık.... Oyunu hepiniz ve hepimiz(nasıl bir çoğul kişiliğim var,varın siz hesap edin) biliriz: Bir yastık (duvara yaslanmış şahıs) ve yastığın apış arasına doğru dizilmiş minder pozisyonunda insanlar...herkes birbirinin apış arasına başını sokar...Sonradan bu oyunu abartıp da zevkin doruğuna ulaşan zevatları E-5 Cevizlibağ-Merter mevkiinde bulabilirsiniz...Ayrıca pek sıhhi bir oyun olmadığını anlamışsınızdır...Herkesin apış arasına giren bir kafa var sonuç itibariyle....Minder olmayan diğer takım (haaa..bir de bunlar takım mı?Bir grup gerzek yetmedi,iki grup,hatta üçlü dörtlü gruplar olabilir mi?Senin apış aranın genişliğine bağlı bir şey sonuç itibariyle) sırasıyla minderlerin üstüne "birdirbir,ikidiriki,üçtürüç..." deyip atlarlar....matematiği yeni öğrenen birinci sınıf öğrencisi gibi...bir=bir (deme yahu...bak bak bak...),iki=iki (hadcanım),hatta üç=üç (kanıtlayabilir misin?).....sonrada minderlerin sırt nahiyesine kıçını yerleştirmiş kişi görünüşlü organizmamız sorar tek mi-çift mi,hede mi-hödü mü...?
-Valla pirim,tek mi çift mi diyerek kıçının loplarından bahsediyorsan ikisinide L3 de hissedebiliyorum,hatta üçüncü bişi hissediyorum ki düşündüğüm şey değildir umarım....Tek anasını satim oyyyyy..belim.........
Evet bu garip,anlaması zor,düşünmesi gereksiz,teklifi saçma oyunda böyle....
Sonuç itibariyle çocukken salaksınızdır (bir gram ekmek uğruna çırpınan yavrucuklar hariç,onlar şanssız nurlarıdır bu dünyanın...)...Söylediğiniz kelimelerin anlamı,oynağınız oyunların kuralları yoktur...Sadece büyüyene kadar zaman öldürmek zorundasınızdır ve bu zamanı da büyüyünce yapamayacağınız saçmalıklar arasında harcarsınız...Konuşmanız saçmadır ve anlaşılmaz,hareketleriniz saçmadır ve anlaşılmaz,anlamsız bir dünyada sizsinizdir gerçek,gerçekler anlamsız...
Ayşe:- Cimcim makarna/Makarnacının küreği/Hop hop eder yüreği....................................
Turan:-Ayşe yatar mısın bu tür fanteziler beni heyecanlandırmıyor artık...lütfen yatar mısın...
Ayşe:- Ama Turan,Makarnacının küreği......
Turan:-.............
Ayşe:-Turan?
Turan:-......
Ayşe:-Tu.....uyumuş......!!!
The sonfinend
Ve...

Ve Döndüm sonunda...
Çok,pek çok uzun aradan sonra döndüm. Daha önceden edebiyat yapayım, az biraz köşeşinden bulaşayımı dert edinmemden dolayı bu kadar uzadı. Edebiyat namına bişi çıkmıyor.Serbest atış köşesi bundan sonra hergün yazar mıyım bilmiyorum. Sonuçta sadece abuk da olsa,sabuk da olsa öylesine bişiler karalamak istiyorum.Normal hayatta arkadaşlar arasında (normal hayat??) yazışırken geyiğin sonu yok.Futboldan açılsa konu hatunlara geliyor sonunda...Ülke meselesinden başlasan ne zaman içelime geliyo...Geyiğin,atmanın,sallamanın sonu yok,hatta aklımda bir fikir var ki bu yazışmalardan süper geyik bir kitap olur bence (Görüldüğü üzere edebiyat felan kaygısı olmadan gayet serbest cümleler çıkıyor; hatta "süper geyik" , "atma,sallama" gibi gayet argolarla dolu bir yazı oluyor...oh beee...). Ha! konu ne peki diyeceksiniz veya benim öyle saf bir umudum var... Evet birileri yazdıklarımı okuyacak,mutlaka okuyacak,okumalılar....yok öyle birşey....kendime yontuyorum sadece...Konu demiştik değil mi... Valla Allah ne verdiyse,o gün kısmette ne varsa,nimetimiz neyse...Anne geyik,baba geyik,yavru geyik (ivrenç bir espiri kusura bakmayacaksınız artık...İyide madem kimse okumayacak neden hitap şeklinde yazıyorsun,sıs len (içimdeki kişilikler kavga ediyor,bu arada parantez içinde parantez oldu (okura salak muamelesi yapıp herşeyi açıklamaya başladım galiba (hani kimse okumayacaktı (biri şu parantezleri kapasın (sıs len (terbiyesiz seni (noluyo yaw))))))))...umarım parantezleri doğru kapatmışımdır,açık parantez sevmemde....konu demiştik...dediğimizlede kaldık,araya kötü bir espiri almak durumunda kalmıştım,ne kötüydü ama...KONU.....tamam len....(...) <---- bu ne şimdi...YAAAAAAAAAAAAAAAA..........K-O-N-U....
Evet fazla karmaşıklaşmadan konular canımın istediği şekilde,kıçımdan uydurduğum şekilde damlayacak göl olacak,laf lafı açacak ve sonunu bağlayamayacağım....ne konusu yav... geyikte konu felan olmaz,Allah ne verdiyse yetinmeyi bileceğiz.....
Peki bu yazının konusu ne....geri dönüşüm için açılış yazısı,açıklama,basın açıklaması,vicdan muhasebesi,katma değer vergisi,kapı kolu,hamam böceği,ayşekadın,kadınbudu,coşkun sabah....uysada bir uymayanada iki.....büyük ihtimalle okunası yazı bu yazının üzerinde olacak...en son yazılan üstte olacağından bu yazının tam tepesinde ikinci bir yazı olacak...sıralama ters biraz...onun konusu şu ki (....) <-------- bu ne kardeşim araya Fight Club'daki gibi parçamı atıyorsun......Deli herhalde kendi kendine yazıyor....Yani bişi itiraf edeyim: Böyle yazması daha bir güzelmiş,kendimi Selahattin Duman gibi hissettim...Konusu:Çocuklukta veya çocukluk dönemimizde ısrarla kullandığımız tekerleme gibi şeyler (adı var mı bilmiyorum o garip şeylerin yukarıya bakın anlarsınız (yahu! habire şu parantizleri kim açıyor (parantiz,o ne ola ki? (hoop..anında yalnışı bulurum (yalnış?? (hoop...oltaya gel (iyide gereğinden fazla parantiz açıldı gene (parantiz değil yavrum parantez,gene ne? yine o (ne oltalık yaratıksın (... (aha! araya parça girdi yine (kapatın artık şu parantezleri (taam lan baarma al kapattık)))))))))))).........Ohhhhh...hoşbulduk bu arada...hadi yukarı çıkalım.....
28 Ekim 2007 Pazar
1 Ağustos 2007 Çarşamba
TATİL

TATİL
Beni mutlu eden ne varsa
Teslim ettim avuçlarına
İçimde kuşlar kanatlanırdı
Her kavuşmamızda
Benim sana her kıyamayışım
Senin beni her bırakışın..
Benden kalan ne varsa
Döktüm gözlerinin içine
Sonra bulutlar geldi
Ağladılar kucağımda
Baktım kendi gözyaşlarım
Onlara bırakmışsın hepsini
Rahatın kaçmasın diye
Uzaklar bulutsuz mutlu şimdi seninle
Yakınlar kanatsız ve bulutlu benimle
mydyingbride
YAS

YAS
şehrin sokakları ayaklarıma dolaşmaz olmuştu
seni bulduğumda,
çoktan rüzgara bırakmıştım kendimi
batıdan doğuya...
her gün geçtim o sokak kapısının önünden yıllarca
ve bir gün sana rastladım orada
öylece duruyordun masal gibi,
hiç gitmemiştin sanki...
inandığım biricik masalı bulmuşum gibi
tuttum ellerini,
geçen yılları birlikte tüketmişiz gibi
son gücümle sevdim seni,
ama sen inanmadın bu masala
gittiğinden beri yalvarıyorum sokaklara
dolaşsınlar diye yine ayaklarıma
yasta olanların yeri burası değil diyorlar
masallar yazmalıymışım batıda doğuya...
mydyingbride
şehrin sokakları ayaklarıma dolaşmaz olmuştu
seni bulduğumda,
çoktan rüzgara bırakmıştım kendimi
batıdan doğuya...
her gün geçtim o sokak kapısının önünden yıllarca
ve bir gün sana rastladım orada
öylece duruyordun masal gibi,
hiç gitmemiştin sanki...
inandığım biricik masalı bulmuşum gibi
tuttum ellerini,
geçen yılları birlikte tüketmişiz gibi
son gücümle sevdim seni,
ama sen inanmadın bu masala
gittiğinden beri yalvarıyorum sokaklara
dolaşsınlar diye yine ayaklarıma
yasta olanların yeri burası değil diyorlar
masallar yazmalıymışım batıda doğuya...
mydyingbride
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)