22 Nisan 2007 Pazar

SONSUZ DENEMELER 2




KÖŞE

Küçüklükte oynanan köşe kapmacalar geldi aklıma... Herkes bir koşturmaca içinde rakibinin köşesinin kapmaya çalışıyor,rekabet,yarışma kültürü daha o yaşta ruhumuza ilmek ilmek işleniyor. Ve köşeler artık o yaşlardan başlayarak hayatımızın birer parçası,ayrılmazı,amaçlarımızın en kudretlisi oluyor.
Küçükken başlıyor her şey,büyüdükçe pisleşiyor.
Köşe kapmacalar oynuyoruz,dünyanın afyonu spor karşılaşmalarının içine dahil ediyoruz,köşe vuruşu diye bir şey yediriyoruz futbol oyununun içine,futbol alanlarını sınırlıyoruz ki köşe vuruşu anlam kazansın... Halbuki,futbolun ilk çıkış amacına bakarsak,eski Çinde askerlerin eğitim amaçlı yaptıkları bir uygulamadan,daha sonra İmparatorlar için gösteriye dönüşüyor. Dönüşüyor,gelişiyor,büyüyor... Artık ilk amacından ne kadar uzaklarda şimdi...
Daha sonra neler oluyor hayatlarımızda; büyüyüp gelişiyoruz,artık köşe kapmaca oyunundan sıyrılmış bedenleriz...Ancak köşe minderine oturmadan mabad yerlerimiz rahat etmemekte...Dahada büyüyüp gelişmekte... Çevreye doğru fütursuzca yayılmakta,yayıldıkça pis kokusunu çevredeki her şeye yaymakta... Köşeler yetmiyor bize anlayacağınız,çocukluktan gelmiş olan takıntılar,köşelere takıntılıyız artık. Şark köşesi kuruyoruz evimizin bir köşesine,hiç garp köşesi kuran var mıdır acaba evinin bir köşesine...? Dünyaları bölüyoruz farkında olmadan Şark-Garp,Kuzey-Güney,Aşağı mahalle-Yukarı Mahalle... Acaba ilk meridyen ve paralelleri kullanan kişi Dünyaya daha sonra böyle bir kötülük yapacağının farkında mıydı... Bölüyoruz,ayırıyoruz ve ayrıştırıyoruz. Şark iyi değildi kötüydü hani... Fakirdiler,baskıcıydılar, hatta teröristtiler Köşe yazarları böyle demiyor muydu bize... Alın işte bir köşe daha: Köşe Yazarı... Belkide köşelerin en anlamsızı ve tehlikelisi...Köşe yazarı nedir,ne işe yararlar... Ne yapıyorlar,günlük,haftalık,aylık mecmuaların köşelerine ... yazıyorlar...Neden..?... Fikir beyanında bulunmak için. Neden fikir beyan etme ihtiyacı duyarlar ki bu insancıklar, eğer değerli fikirleri varsa kendilerine saklasınlar,değerli şeyler öyle ulu orta gösterilir mi...Yoo... eğer fikirleri değerli değilse o zaman bize ne... Neden yazıyorlar bu insancıklar... Bileniniz var mı arada acaba... Sonra yetmiyor baş köşe'ye çıkıyor insanlar birileride baş köşeye yazıyor.... Hayatta köşeler neden var neden bize öğretilir daha küçüklükten bu köşeler hayatımızdaki anlamı ne... Söyleyeyim dört köşe bir hayat ve köşeyi dönmüş yaşamlar...Evet bütün bu çabalar dört köşe bir yaşam için rekabet küçüklükten kanımızda zaten... En güzel köşe başlarını tutup köşeyi dönmüş bir yaşam istiyoruz. Bunun için gözler karartılmış,gönüller mühürlenmiş... Her birey bir Makyevelist yaşam tarzını benimsemiş... Hedef... Başarı... Başarıya giden her yol...Mübah... Yaşamı köşelere indirdik köşelerde yaşıyoruz... Halbuki yüzlerce yıl geçmedi mi Dünyanın yuvarlak olduğunun kanıtlanması üzerinden.Kopernik,Galileo'ya neler oldu...Dünya hala düz ve köşeleri mi var. Neden köşeler arasında bu kadar boğulmuş durumdayız. Eski alışkanlıklar kolay değişmiyor galiba,Dünya hala düz bir tepsi gibi ve bizlerde Dünyanın köşelerini dönmek için var gücümüzle çabalıyoruz,gidenlere,yitirdiklerimize bakmadan,geri dönüp bakmadan...

Günün ekonomisi neyse yaşamlarımızda o. Önceden altın karşılığında para basılırken,şimdi devletler karşılıksız para basmaktalar... Önceden sevgi ile yetiştirilen insanlar yerine şimdi tekdüze,standart insanların olması gibi... Şimdiki insanların karşılığı nedir ?

21 Nisan 2007 Cumartesi

zefre


Şimdi bu sayfalara haftada 3-4 sefer yazı yazacağıma kendi kendime söz verdim (kendi kendine söz verip,kendi ile konuşan deli bir insanım görüldüğü üzere) ve çevreme de öyle deklare ettim... eee... bu haltı madem yedim öyleyse yapacağım,zaten kafa bayağı dolu,boşalması zaman alacak (erken boşalma olmaz umarım :) )... iyi güzel de arayada aşağıda görüleceği gibi ilginç ve yararsız bilgiler de atacağım... örneğin bilen bilir "zefre" nin ne demek olduğunu,hatta bilmeyenlerde google' dan araştırma yapabilirler,ki günümüzde artı kimse kimseye bi şey sormaz oldu. Neyse mevzuyu yaymadan "zefre" nin ne olduğuna gelelim.Bir çoğunuzun bildiği gibi bir yerin eski ismi,şimdi pek kullanılmıyor. Ancak bundan farklı bir anlamı daha var,yer ismi olmasının dışında...:


Aşıklar ve onların ah u vah 'lar dünyasından bir incelikli kavram. Aşıkın çıkardığı ah'ın adı zefre. Eğer aşık bu ahı çıkaramazsa, içindeki sıcak hava kalbin üst kısmındaki soğuk kısma gidermiş, gidermiş de orada rutubet yaparmış, o rutubet de gözden gözyaşı olarak salıverirmiş kendisini. Aşığın ağlaması bundandır...terminoloji derya gibi berdevam: Bu durum kalpten ciğere sirayet ederse, ah sadasıyla birlikte çıkan nefesten yanık kokusu yayılırmış. Bazen aşkın şiddeti o kadar fazla olurmuş ki "tecvif-i kalb" denilen şey olurmuş. Yani kalpte delik, hatta oyuk açılması... İşte o zaman da tencerede kaynayan suyun sesine benzer ses duyulurmuş ki buna da vecbe ile çığlık, feryat anlamında sayha ve deprem zelzele anlamında recfe denirmiş. Eğer ateş kalbi ve ciğeri yakıp pişirirse hal sahibi ölebilirmiş bile. Misal Hacı Bektaşi veli’nin büyük oğlu Mahmut’un bir sema meclisinde böyle ruhunu teslim ettiğini kalemler kayda, tanıklar ise göğüslerine bir gergef misali işlemişler ve en güzeli ruhunu böyle teslim edenlere de aşk-ı ilahi'nin şehitleri denilirmiş...



İşte böyle mini mini birler,çalışkan ikiler... Herşey ilk göründüğü gibi değildir. Herkes yer ismi sana dursun,biz burda tasavvufa,aşka vermişiz kendimizi...

Gelecek yazım gelecek hiç merak etmeyin daha bu beynin boşaltacağı pek çok şey var... Daha yolun başındayım,kusmaya yeni başladım....

19 Nisan 2007 Perşembe

SONSUZ DENEMELER




Yaşamımızın belli dönemlerde isyan etmişliğimiz olmuştur,yaşamın aksayan düzensiz taraflarına dair...Halbuki bilinen evrenin oluşumu da bir düzensizlik şaheseridir,bir düzensizlik yansımasıdır.Evrenin oluşumu bir dengesizlik sürecinin yansımasıdır.Evrenin oluşumu sırasında ortaya çıkan maddelere karşın evren bu maddelerin anti-maddelerini de yaratmıştır.Maddenin varolup,evrenin genişleyebilmesi için bir dengesizliğe ihtiayç vardı.Örneğin oluşan 100 milyon anti-maddeye karşın,oluşacak 100 milyon artı bir maddeye ihtiyaç vardı ki,evren oluşumunu sürdürebilsin.Görüldüğü üzere hepimizin hayatı bir dengesizliğin,o artı bir maddenin ürünüdür. Yaşamımızdaki varolan karmaşanın evrendeki yansıması böyleyken ve sistemin oluşumu bir dengesizlik ürünüyken bizler o dengeyi bulmaya çalışıyoruz.Düzensiz ve dengesiz bir olay sonucu hayat bulduk,düzeni ve dengeyi isteyen bir hayata doğru...

Ayrıca şuda görülmüştür ki;evrenin ilk oluşumu sırasında,büyük patlama anı ve daha sonrası,sadece varolan bir enerji vardı.Maddeler enerjilerden meydana geldiler.Nasıl Einstein'ın E=MC2 ' si maddeden enerji üretebileceğini kanıtladıysa,nükleer bombalarda madde en küçük atomlarına kadar parçalanarak enerji açığa çıkarır,evrenin oluşumunda tersi durum sözkonusudur.İşte enerjiden oluşan madde,ki içinde bizlerde varız,özü enerji olan madde nasıl oluyorda bu kadar durağan olabiliyor yaşama karşı...İçimdeki yaşam enerjisi bitti derken evrenin yaratım sürecine ters düşmüyormuyuz.Özümüz enerji değil mi bizim...Nasıl oluyorda yıldızlar milyarlarca yıl sonra içindeki enerjiyi tüketerek süpernovaya dönüşüyorlar,daha sonrada küçülüp yok oluyorlar...Bizler içimizdeki enerjiyi nasıl oluyorda bu kadar çabuk tüketebiliyoruz...Bir kaç yıllık zaman diliminde yok ediyoruz kendimizi...Yazarken aklıma geldi,her şeyimizle evrenin birer parçasıyız.İlahi düzen birebir bizi evrenin kopyası yapmış.Hepimizin üzerine yıldız tozları serpili...Yaşam ve evrenden örnek verilecek olursa:


  • Canlılarda yaşam bir sperm ve bir yumurtadan meydana gelir,gezegenlerin oluşmasında,ki savunulan teori,gezegenler daha soğumamışken çarpan astreoşdler,kuyruklu yıldızlar gezegenimizde yaşamı oluşturmuş.Şekil itiabariyle bakılırsa gezegenler dişi yumurtaları,astreodiler ve kuyruklu yıldızlar,hele ki kuyruklu yıldızlar,şekil itibariyle sperme benzemektedir.

  • İkinci örneğe gelince;yıldızlar ve insanlar: Evren oluştuğunda helym ve hidrojen elementleri vardı.Yıldızlar ilk doğduklarında evrende bulunan elementleri yaratmaya başlarlar.Helyum ve hidrojen sürekli birleşerek yeni elementler,yeni elementlerde diğer yeni elementleri oluşturmaya başlarlar.Yanlış hatırlamıyorsam üç hidrojenin birleşmesi karbonu meydana getiriyor örneğin. Bu element oluşturma süreci demiri oluşturana kadar devam etmektedir.En son ve en ağır elemnt demirdir.Ta ki yıldızın çekirdeği tamamen demire dönene kadar.Bu süpernova oluşumudurçSüpernovaya dönen yıldız içine çöker ve dışa doğru patlar.Artık demirden daha ağır elemntler oluşmaya başlar.Ve yeni elementler oluşturma süreci devam eder...Burda yıldızın doğma-büyüme-ölme evreleri insana benzemiyor mu? Aslında sadece insanla sınırlamakta doğru olmayabilir.Yaşayan tüm varlıkları katabilirz bu katagoriye...Evet insanda bir yıldız gibi doğar,çevresinde yeni şeyler yaratır örneğin duygular,düşünceler,anılar...Çevresine sürekli etki ederekyeni duygular,düşünceler,istekler,mutluluklar,özlemler,sevgiler,hüzünler,arzular....yaratır.Belli bir yaştan sonra ise süper-nine,dede gibi süper-nova olurlar.....içlerine çökerler ve küçülürler,şekil itibariyle....ve beklenen son...ölüm....ama o ölüm yeni bir başlangıç olur..bir çiçeğe mineral,bir böceğe besin...ve yaratma süreci devam eder tekrar...

İşte bu ve buna benzer bir çok örnekleme yapılabilir. Bizler içinde yaşamış olduğumuz kozmosun birer parçasıyız.Bizler kozmosun minyatür halleriyiz.Her element ısındığında kendi frekansında ışık gönderir...Yaydığımız ışık kozmosu aydınlatıyor,ama farkında değiliz.


Not:Yukarıdaki bilgilerin birebir doğru olduğunu söyleyemem,hatalar olmuş olabilir.Bu konuda uzman değilim ama ilgiliyim.